Prostat Kanseri Tedavisi

Prostat kanseri ürologlar tarafından hastanın ve hastalığın tüm özellikleri dikkate alınarak, bireyselleştirilmiş bir şekilde tedavi edilir. Hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve bunlara bağlı olarak kişinin olası yaşam süresi tedavi planlamasında önemli belirleyicilerdir. Tedavi seçimi, etkinlik, hedefler ve yan etkilere yönelik bilgilendirmelerin ardından hastaların duygu, düşünce ve beklentileri dikkate alınarak hasta ile birlikte yapılmalıdır.

Prostat kanseri teşhisi sonrası uygun hastalara herhangi bir tedavi yapılmaksızın düzenli kontrollerle izlem önerilebileceği gibi cerrahi, radyoterapi (ışın, radyasyon) ve/veya hormonal tedavi seçenekleri sunulabilir. Bazı hastalara bu tedavilerin birden fazlası uygulanabilir.

Hasta “Klinik Çalışma” denilen yeni tedavi metodlarının belirlenmesi için yapılan bir araştırmaya katılmak için doktorundan detaylı açıklamalar alabilir.

Kanser tanısının ardından teşhise inanamama, üzüntü ve kızgınlık hastanın doktora tüm merak ettiklerini sormasını engelleyebilen doğal tepkilerdir. Bu nedenle hastanın sormak istediklerini liste halinde yazması çoğu zaman yararlı olur. Doktorun anlattıklarını hatırlayabilmek için de hasta notlar alabilir. Bazı hastalar bu konuşmalar sırasında bir aile bireyinin veya arkadaşının hazır bulunmasını, tartışmaya katılmasını, notlar almasını veya sadece dinlemesini isteyebilir. Tedavi süresince de birçok soru akla gelebileceği için, hastalar zaman zaman sağlık ekibinden daha detaylı açıklamalar isteyebilirler.

Tedavi başlamadan önce hastanın doktora sormak isteyeceği bazı sorular şunlardır:

  • Hastalık ne düzeyde yayılmış?
  • Tümörün hücresel derecesi (Gleason skoru) nedir?
  • Tedavi gerekli mi? Tedavi seçenekleri nelerdir?
  • Önerilen uygun tedavi hangisidir?
  • Tedavi seçeneklerinden beklenen yararlar nelerdir?
  • Tedavilerin riskleri ve olası yan etkileri nelerdir?
  • Tedavi cinsel yaşamı olumsuz etkiler mi?
  • Tedaviden sonra idrar yapma ya da tutma problemleri yaşayabilir miyim?

Seçenekler

Prostat kanseri tedavisinde cerrahi (ameliyat), ışın (radyoterapi) ve ilaç (erkeklik hormonu baskılaması) gibi çok sayıda yöntem kullanılmaktadır. Uygulanacak tedavi yönteminin seçiminde doktorun önerilerinin yanı sıra hastanın tedavi kararına uyumu ve katılımı da önemlidir.

Prostat Kanserine yönelik başlıca tedavi yöntemlerine ilişkin genel bilgiler ilerleyen bölümlerde sunulmaktadır.

Aktif İzlem

Kanserleşme yaşla beraber erkeklerin prostat dokularında sık gözlenen bir dönüşümdür. Ancak, bu dönüşüm ileri yaşdaki erkeklerin pek azında rahatsız edici bulgular verir ve hayatı tehdit edecek hastalık haline gelir. Bu nedenle, prostatında kanser gelişen kişilerin hepsinin tedavisi gerekli değildir.

Ayrıca PSA taraması toplumun genelinde prostat kanserine bağlı ölümleri azaltmaktadır. Fakat, taramayla kişinin hayatını tehlikeye atmayacak, hafif seyretmesi beklenilen kanser tipleri de sıklıkla tanı almaktadır.

Yaşamı tehdit etmeyen hastalığa tanı konulması anlamına gelen bu durumlarda gereksiz tedavi ve bu tedaviye bağlı yan etkilerden kişiyi korumak için ‘aktif izlem’ yapılması akılcı bir seçenektir.

Aktif izlem kararı alınan hastaların takibinde hekim tarafından düzenli muayene, PSA testleri ve belirli aralıklarla prostat biyopsileri uygulanır. Zaman içerisinde, özellikle biyopsi bulgularında değişiklik saptanırsa hastalar tedaviye yönlendirilebilir. Son çalışmalar ‘aktif izlem’ kararı alınan her 3 hastadan ancak birinde ek bir tedaviye gereksinim duyulacağını göstermektedir.

Yakın Takip

Kanseri vücudun başka yerlerine yayılmamış ancak ciddi sağlık problemleri olan ve/veya ileri yaş nedeniyle sınırlı yaşam beklentisi olan hastalara ilk tanı konulduğu dönemde prostat kanserine yönelik tedavi önerilmeyebilir. Hekim bu hastalarda tedavinin yarardan çok olası yan etkileri nedeniyle “zarar” verebileceğini düşünerek, bu hastaları takibe alabilir. Bu grup hastada takiplerde biyopsi uygulanmaz, hastalık ileri evrelere geçecek olursa şikayetleri gidermek için hormon tedavisi başlanır.

Cerrahi Tedavi

Erken evre prostat kanserinin tedavisinde sık kullanılan bir yöntemdir. Prostat bezinin tamamının çıkarılması için yapılan ameliyata “Radikal Prostatektomi” adı verilir. Özellikle prostata sınırlı olduğu düşünülen tümörlerde, hastanın beklenen yaşam süresi 10 yılın üzerinde ise uygulanır. Son yıllarda yapılan bazı çalışmalar organ dışına uzanmış ancak uzak bölgelere yayılmamış prostat kanserlerinin tedavisine cerrahiyle başlamanın en etkili sonuçları verebileceğini göstermektedir. Fakat bu grup hastalarda prostatın çıkarılması tek başına yeterli değildir, geniş bir lenf bezi temizliği ameliyatın çok önemli bir bölümünü oluşturmakta ve ameliyat sonrasında hastalara ilave tedaviler verilmesi gerekebilmektedir.

Radikal prostatektomi operasyonu açık ya da kapalı (laparoskopik veya robot yardımlı laparoskopik) tekniklerle gerçekleştirilir. En iyi sonucun alınabilmesi için hangi tekniğin kullanılacağı değil, konusunda uzman ve deneyimli bir cerrahın ameliyatı gerçekleştirmesi en önemli faktördür.

Açık radikal prostatektomide göbek altından yapılan kesiyle ameliyat gerçekleştirilir. Robotik Prostatektomide ise küçük kesilerle batın içerisine yerleştirilen robotik kollar standart laparoskopik (kapalı) cerrahi prensibine uygun cerrahın yönlendirmesiyle prostatın çıkarılmasında kullanılır.

Kapalı tekniklerde hasta karnı karbondioksit gazı ile şişirilir. Basınç altında çalışıldığı için açık operasyonlara göre az kan kaybı olmaktadır.

Genellikle ameliyattan sonraki ilk birkaç gün boyunca hastalar rahatsızlık ve ağrı hissederler. Uygun ağrı kesiciler bu yakınmaları giderilebilir. Hastaların kendilerini yorgun ve zayıf hissetmeleri de sık görülen bir durumdur. Ameliyat sonrasında belirli bir dönem hastalara idrar sondası takılı kalır.

Açık veya kapalı yöntemlerde sinir koruyucu cerrahi teknikler, peniste sertleşmeyi ve idrar tutmayı sağlayan sinirlerde en az hasarın oluşmasını hedeflemektedir.

Sinir korunması neredeyse bütün hastalar için teknik olarak mümkün olsa da, tümörün yaygınlığı, hastanın PSA düzeyi ve hastalığın derecesi gibi bazı kriterler değerlendirildiğinde, belirli hastalarda sinir koruma çabasının prostattaki hastalığı ortadan kaldırmak açısından risk yaratacağı unutulmamalıdır. Ayrıca ileri yaştaki hastalarda sinirler korunsa da ameliyat sonrası dönemde peniste yeterli sertleşme sağlanma olasılığı düşüktür.

Penisteki sertleşme sorunu ameliyat sonrası erken dönemde başlanan ilaç tedavisi veya ileri dönemde cerrahi uygulamalarla aşılabilir. Bununla beraber, radikal prostatektomi ameliyatı geçiren hastalarda cinsel ilişki gerçekleşse bile, boşalma (orgazm) sırasında dışarı atılan meni olmaz.

Bunlar ameliyat öncesinde üroloğunuzla detaylı konuşmanızın önem arzettiği konulardır.

Ameliyat olmadan önce hastanın doktora sormak isteyeceği bazı sorular şunlardır:

  • Nasıl bir ameliyat olacağım?
  • Ameliyattan sonra kendimi nasıl hissedeceğim?
  • Ne kadar süreyle hastanede kalacağım?
  • Ameliyatın kalıcı yan etkileri olacak mı?
  • İdrar kaçırmam olursa düzelir mi?
  • Erektil disfonksiyonum (iktidarsızlık) olursa nasıl tedavi olabilirim?
  • Üretra darlığı olursa ne yapılacak?

Radyasyon (Işın) Tedavisi

Radyasyon (ışın) tedavisinde kanser hücrelerinin bulundukları yerde yüksek enerjili ışınlarla yok edilmesi ve büyümelerinin önlenmesi hedeflenir. Prostat kanserinin değişik evrelerinde, farklı amaçlarla uygulanabilen bir tedavi yöntemidir.

Erken evre prostat kanserinde radyasyon tedavisi, cerrahi yerine veya cerrahi sonrası o bölgede kalmış olabilecek kanser hücrelerini yok etmek için uygulanır. Prostat kanseri diğer organlara ve özellikle kemiğe sıçrarsa, radyoterapi bu alanlara da uygulanıp kanserin burada oluşturduğu rahatsızlıkların giderilmesi sağlanır.

Radyasyon vücuda dışarıdan bir makineyle (dıştan, eksternal radyasyon) yönlendirilebilir veya radyoaktif madde içeren çekirdekler prostata yerleştirilerek (içten radyasyon; brakiterapi) doğrudan kanserli dokuya uygulanabilir. Bazı hastalara her iki radyasyon tedavisinin birlikte kullanımı mümkündür.

Dıştan radyasyon tedavisi bir hastane veya klinikte ayaktan gerçekleştirilir. Tedavi genel olarak haftada beş gündür ve toplam altı-sekiz haftalık sürede tamamlanır. Tedavi sırasında prostat çevresindeki sağlıklı dokunun saçılan radyasyondan mümkün olduğunca korunması hedeflenir. Tedavinin son bölümünde, yüksek doz radyasyon tümörün geliştiği daha küçük bir alana odaklanarak verilir.

İçten (brakiterapi) radyasyon tedavisi uygulamasında, prostat içerisine radyoaktif çekirdekler yerleştirilmesi için belirli bir süre hastane yatışı gerekebilir. Çekirdeklerin yerleştirmesi işlemi bölgesel anestezi altında bilgisayarlı tomografi veya transrektal ultrasonografi eşliğinde, kılavuz iğnelerin yardımı aracılığıyla yapılır. Çekirdekler geçici veya kalıcı olabilir. Geçici olarak yerleştirilen bir çekirdek çıkarıldığında, vücutta radyoaktivite kalmaz. Kalıcı bir çekirdeğin içerdiği radyasyon genelde çevredeki diğer insanlara zarar vermez.

Radyasyon tedavisi süresince hastalar kendilerini yorgun, halsiz hissedebilirler. Hastalarda ishal, sık idrara çıkma, idrar yaparken rahatsızlık hissi olabilir. Ayrıca, hastalara dıştan radyasyon tedavisi uygulandığında, ışının verildiği bölgede ciltte kızarıklık, kuruluk ve gerginliğe sıkça rastlanılır. Işının uygulandığı kasık bölgesindeki tüyler dökülebilir. Uygulanan radyasyon miktarına bağlı olarak tüy dökülmesi geçici veya kalıcı olabilir.

Radyasyon tedavisi sonrası peniste sertleşme zorluğu gelişmesi sık karşılaşılan bir yan etkidir. Radyasyon tedavisi sonrasında inatçı ishal, dışkıdan kan gelmesi veya barsak tıkanıklıkları gibi sindirim sistemi; sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, idrar yaparken yanma gibi idrar yollarıyla ilgili şikayetler görülebilecek diğer yan etkilerdir.

Radyasyon tedavisinden önce hastaların doktora sormak isteyeceği bazı sorular şunlar olabilir:

  • Bu tedavinin amacı nedir?
  • Radyasyon tedavisinin işe yaradığını nasıl anlayacağız?
  • Tedavim ne zaman başlayacak ve bitecek?
  • Tedavi süresince kendimi nasıl hissedeceğim?
  • Tedavi süresince kendime nasıl bakmalıyım?
  • Tedavi süresince normal aktivitelerime devam edebilecek miyim?
  • Tedavinin yan etkileri neler olacak?

Hormon Tedavisi

Prostat kanseri hücreleri büyümek ve çoğalmak için erkeklik hormonlarına (testosteron) gereksinim duyarlar. Bu nedenle, prostat kanseri tedavisinde kandaki erkeklik hormonu seviyesinin düşürülmesi veya hormonun hücrelere etkisinin engellenmesi önemli yer tutar. Vücudun başka yerlerine yayılmış olsalar da, hormon seviyesindeki düşüş tüm kanser hücrelerini etkiler. Bu nedenle hormon tedavisi sistemik bir tedavidir.

Hormon tedavisi nasıl yapılır?

Hormon tedavisi farklı şekillerde uygulanabilir. Ameliyatla hayaların (testislerin) alınması yöntemine “Orşiektomi” denir ve erkeklik hormonunun ana kaynağı kalıcı olarak ortadan kaldırılmış olur.

Orşiektomi sırasında hastanın ağrı duyması sadece testis çevresine yapılan ilaçlarla veya bölgesel anesteziyle önlenir. Bu ameliyat testislerin tamamen alınması veya testislerinin alınmasını estetik kaygıyla istemeyenlerde sadece erkeklik hormonunun üretildiği testisin iç kısmının çıkarılması (subkapsüler orşiektomi) şeklinde yapılabilir.

Aylık ya da üç ay aralarla yapılan iğne tedavileri (LHRH-agonisti ilaçlar) hormon tedavisinin bir başka şeklidir. Bu ilaçlar testislerin erkeklik hormonu üretmesini engellerler.

Orşiektomi sonrasında veya LHRH-agonisti tedavisiyle hayalardan erkeklik hormonu üretimi durdurulsa da böbreküstü bezleri az miktarda da olsa erkeklik hormonu üretimini sürdürmektedir. Bu hormonların etkisini engellemek için tablet şeklindeki “antiandrojen, androjen reseptör blokeri” olarak isimlendirilen ilaçlar kullanılır. Orşiektomi veya LHRH-agonisti ilaçlarla birlikte antiandrojen ilaçların kullanımına “Tam Androjen Blokajı” adı verilmektedir.

Orşiektomi ve LHRH-analogları gibi vücuttaki erkeklik hormonlarını ortadan kaldıran tedaviler sıklıkla cinsel istek kaybı, sertleşme problemleri, meme başlarında hassasiyet ve tedavinin ilerleyen dönemlerinde kemiklerde kısmen erime (osteoporoz) gibi yan etkilere yol açabilirler.

Vücutta testosteron seviyesinin düşmesiyle, tümör büyümesi yavaşlar ve hastanın durumunda belirgin bir düzelme gözlenir. Ancak hormonal tedavinin hastalık üzerindeki etkisi yaşam boyu sürmeyebilir. Belirli bir süre sonra hastalık testosteron düzeyleri çok düşük olmasına rağmen ilerleme gösterebilir. Bu durumda ikinci kuşak hormon tedavileri ve ardından kemoterapi uygulaması gerekebilir.

İlaçlarla Kanser Tedavisi (Kemoterapi)

ücudun diğer kısımlarına yayılmış prostat kanseri hücrelerinin çoğalması, genellikle erkeklik hormonunu ortadan kaldıran tedavilerle bir süre kontrol altına alınabilir. Bu etki çoğu zaman yıllarca sürebilir. Ancak zamanla prostat kanser hücreleri hiç erkeklik hormonu bulunmayan bir ortamda da büyüyebilecek hale gelebilirler. Hormon tedavisinin yetersiz kaldığı bu durumlarda farklı ilaçlarla ek tedaviler uygulanır.

Her kemoterapi ilacının kendine özgün yan etkileri olduğu için tedaviler arasında farklılıklar gözlenir. Karaciğer, kemik iliği gibi dokularda işlev bozuklukları, saç dökülmesi, hafif-orta derecede bulantı-kusma yakınmaları, bacaklarda şişme prostat kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçlarının önde gelen yan etkileridir.

Prostatın çevresindeki dokularla beraber tümüyle çıkartılması işlemine ‘radikal prostatektomi’ denilmektedir. Ameliyatta ek olarak lenf bezleri de çıkartılmaktadır.

Radyoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için vücut dışından veya içinden prostat dokusuna ışın (radyasyon) uygulanmasıdır.

Hormon tedavisi ile prostat kanser hücrelerini büyüten testosteron hormonunun azaltılması hedeflenmektedir.

Bu üç tedavi yöntemi dışında hastalığın evresine göre başka yöntemler de (kemoterapi, immünoterapi) uygulanabilir. Kanser hücrelerinin kemiklere yayılması halinde de uygulanacak farklı tedavi yöntemleri bulunmaktadır.

Her tedavi yöntemi bazı yan etkilere sebep olur.